Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Özel Arama

Kardemin Diyari

22 tane "atatürk köşesi" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"atatürk köşesi" tagli diger ogeler resimler , videolar
 

7 KURŞUNLA ISTIKLAL MARŞI

 

ŞEHİTLERİMİZ

Okuyun Arkadaşlar ve bu VATAN için kanlarını akıtan Kahramanlarımızla övünün, gururlanın...

 

7 KURŞUNLA ISTIKLAL MARŞI 

  

  

Güneydoğu’nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki

Lojmanından görünen karakolun bir gecesini şöyle anlatır:

 

"Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her İstihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik Baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu.

 

Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı. "En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22:10,. Karakol o gün basılmadı."Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk.

 

Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı.

 

"Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takip eden askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam ediyordu. Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir

ses duyuldu:

 

"Yaralılarım var, yaralılarımı alın." Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen cevap verildi. "Tamam, Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak. "İlk yaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu.

 

Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan emindi. Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3, irtibatı kesme. Sakin olun!" Cevapta bir değişiklik olmadı:

 

"Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın!" "Ve tam bir buçuk saat, beser dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere aynen bu sözlerle sürdü : "Yaralılarımı alın" , "Sakin olun, geliyoruz.

 

"Hepimiz o time kimsenin yardıma gidemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyor, aksine, takviye alan teröristler baskının şiddetini gittikçe arttırıyorlardı. Kimsenin, değil karakolun dışına çıkmak, mevzi değiştirebilecek fırsatı dahi olmadığı apaçıktı. "Bir süre sonra, Suat 3'ün telsizinden hırs dolu kelimelerini işittik:

 

"Hemen gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım. "Hepimiz sok olmuştuk. Hemen tabur komutanı devreye girdi. Hemen hemen Aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı. Ama işe yaramıyordu. Tim komutanı "Yaralılarımı alın!" dışında başka bir şey demiyordu. Tabur komutanının da telsizi bırakmasıyla,

bir saat kadar daha tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoğun çağrılara cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da şehit olduğunu düşünüyorduk.

 

İçim burkuluyor, başım dönüyor, tanık olduğum bu anlardan nefret ediyordum. Telsizin başına tim komutanının okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle eline mi telefonu alıp, cevap beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuşmaya başladı: "Devrem ben Hüseyin. Geçmiş olsun devrem.

 

Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur mu?" "Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz Motorola

marka, duvara monteli telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş bekliyorduk. Ve konuştu : "Devrem, bölük komutanı nerde?"  Hepimiz derin bir "Oh!" çektik. Telsizden, "İzinde devrem" yanıtı verildi. Suat 3, artik tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü: "Ne olur

yaralılarımı alın. Bende yaralıyım. "O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti.

Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı da bu sözü üzerine mi telefonu fırlattı ve odadan çıktı. Ben kapının hemen esiğinde ayakta duruyor, duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum. "Ben de yaralıyım" dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi.

 

Artik onun şehit olduğuna ben de inanmıştım. "Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş, telsizden yapılan "Suat 3, Konuşan Suat, Cevap ver!"çağrısından bıkmış halde bir kösede yığılmışken, birden telsizin mandalina basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri geliyordu. Ve on on beş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir İstiklal Marşı dinlemeye başladım. Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuşma imkanı durmuştu. "Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının, makamıyla söylediği İstiklal Marsı’nı dinliyordum. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel İstiklal Marşıydı.

 

Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte sesi çatallaştı. Kelimeler uzadı. Ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses tonuyla, kendini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde, ben de bitmiştim.

Hemen orayı terk ettim."

Bir daha onun sesini hiç duymadım.

Toplam 22 şehidin verildiği o baskın gecesinde, vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söylediği İstiklal Marşı’nı ruhuma isleten tim komutanının ölmediğine ise hala inanamıyorum."Hakimin anıları burada sona eriyor. İşte benim Türk subayından anladığım budur. Vücudunda yedi mermi olduğu halde makamı ile istiklal Marşı söyleyen adamdır.

 

ŞEHİTLERİMİZ

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
04 Ekim 2008
11:31
Yorumlar :0
 
 
 
 

Şaşıp Kalıyorum - İlhan SELÇUK

ŞAŞIP KALIYORUM İlhan Selçuk
Arap İngiliz’le birleşmiş Türk’ü arkadan vurmuş;Ermeni Rus’la birleşmiş,Doğu Anadolu’yu kana bulamış;Rum Yunan’la,Yunan İngiliz’le birleşmiş,Batı Anadolu’yu ele geçirmiş.Ülkenin mahvolmadık,yıkılmadık,yanmadık,kan dökülmedik,kül olmadık hiçbir yeri kalmamış. Kalan ne?

Yıl 1915 Yer:1nci tayyare bölüğü,Çanakkale. Adları mı?Mehmet,Mehmetcik. Tek varlıkları , canları. Bize ne mi anlatıyorlar ? Dikkatli bakın ve kulaklarınızı açın , bars bars bağırıyorlar.. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun. Ruhları Şad Olsun.

 
 Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..Anadolu’nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle,yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,yorgun,yoksul,bitkin, Ezik bir halk.. Nasıl kurtulmuşuz?.. Şaşıp kalıyorum... Yunan’ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,İngiliz’i İstanbul’da nasıl çıkarmışız,dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?...
İnanılır gibi değil Sakın Rüya olmasın?
 Yıl 1923 Anadolu’da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız; yüzde 95’i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz...Ne yapacaksın?.. Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?.. 2000’li yıllarda Nurcu tarikatının ardına bu kadar adam takılmışken, 1923’ün yanmış yıkılmış Anadolusunda nasıl demokrasi yapacaksın?..
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadoluyu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın. Fabrikan yok,işçin yok,iş adamın yok, mühendisin yok, doktorun yok, uzmanın yok, tüccarın yok, öğretmenin yok, mimarın yok, yolun yok Suyun yok, barajın yok, elektriğin yok, kadınların çarşafta çuvala giriyor, erkeğin dört karı alıyor,yurttaşlik yasası yok, üniversiten yok, banka yok, burjuva yok, proletarya yok, ihracatçı yok, ithalatçı yok, sermayen yok.

Kalkın bakalım... Nasıl kalkınacaksın?... Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var.Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?.. Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?.. Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?.. Merkez Bankası 1930’a değin neden açılamamış?.. Özel sektör nasıl oluşturulmuş?.. Yeni devlet nasıl kurulmuş?.. Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?..

  

Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?.. Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?.. Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?.. Merkez Bankası 1930’a değin neden açılamamış?..
Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?..

1920’de 10-11 milyon nüfusun Yüzde 95’i alfabesizken savaş artığı bir toplumla okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?..

Kitaplıklarda kitap yokken ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?.. Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?.. Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..   

Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?.. Avrupa’da saygınlık nasıl kazanılmış?..

 

Şaşıp Kalıyorum.

 

Şaşıp kalıyorum... 2000’li yılları geçtiğimiz, yetmiş milyonluk Türkiye’nin haline bakıyorum...

Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?.. Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..

Bir de bu ortamda Mustafa Kemal’e saldıranlara bakıyorum...

Metin Yazarı: İlhan Selçuk

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
24 Eylül 2008
19:15
Yorumlar :0
 
 
 
 

Atatürk Diyor Ki

D38 
Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
15 Eylül 2008
21:36
Yorumlar :0
 
 
 
 

Atatürk'ün Peygamber Sevgisi

56735  

Diyanet Dergisi'nin Kasım ayı sayısında, 'Atatürk'te Peygamber Sevgisi' anlatıldı. Yazıda, yaşanan olaylarla Atatürk'ün Hazreti Muhammed'e duyduğu sevgi ve saygı anlatılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk'ün Hazreti Muhammed'e olan sevgi ve saygısı, yaşanan örnek olaylarla bir kere daha gözler önüne serildi. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılan Diyanet Dergisi'nin Kasım ayı sayısında emekli öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. A. Vehbi Ecer'in, ''Atatürk'te Peygamber Sevgisi'' başlıklı yazısında, yaşanan olaylarla Atatürk'ün Hazreti Muhammed'e duyduğu sevgi ve saygı anlatılıyor. ''Beğenilen, değer verilen, önemli görülen şey sevilir.

 Atatürk'ün beğendiği, saygı duyduğu, değer verdiği, takdir ettiği en büyük insan Peygamberimiz Hazreti Muhammed idi'' ifadesinin yer aldığı yazıda, Atatürk'ün Hazreti Muhammed'in büyüklüğüne dil uzatanları affetmediğine dikkat çekilerek yaşanan şu olaya yer veriliyor:
''Allah ve Peygamber konuları ulu orta Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı.

Bir gece sofrada sohbet sırasında Peygamberi tenkit ederek Atatürk'e yaranacağını zanneden birisinin konuşmasını kızgın bir şekilde elini masaya vurarak, keser ve 'bu konuyu kapatın... Peygamberi küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz!' der.'' Atatürk'ün, 1926 yılında yaptığı bir konuşmada Hazreti Muhammed'in adının unutulmayacağını vurguladığı belirtilerek, konuşmasında, ''O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür'' ifadelerini kullandığına dikkat çekiliyor.


Atatürk'ün 1 Kasım 1924'te yaptığı konuşmada, Hazreti Muhammed'in kabilesi tarafından sevilen bir kişi ve nasıl peygamber olduğunu anlattığı belirtilerek, konuşmadan şu örnek cümleler veriliyor: ''Son peygamber olan Muhammed Mustafa, 1394 sene evvel Rumi nisan içinde rebiülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha doğru tan yeri ağarırken doğdu... Hazreti Muhammed eyyam-ı sabavet (çocukluk günleri) ve şebabeti (gençliği) geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı.

Yüzü nuranî (ışıklı, saygı uyandıran) sözü ruhanî, reşit, rüiyette bibedel (görünüşte emsalsiz), sözüne sadık ve halim, mürüvvetçe (iyilikseverlikte) saire faik (başkalarına üstün) olan Muhammed Mustafa, evvela bu evsaf-ı mahsusa (özel nitelik) ve mütemayizesiyle (sivrilmesiyle...) kabilesi içinde Muhammed'ül-Emîn (güvenilir Muhammed) oldu.

Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin muhabbetine, hürmetine, itimadına mazhar oldu. Ondan sonra ancak 40 yaşında nübüvvet ve 43 yaşında risalet (peygamberlik) geldi. Fahr-i alem Efendimiz namütanahî (sonsuzca) tehlikeler içinde, bipayan (tükenmez) mihnetler ve meşakkatler karşısında 20 sene çalıştı ve din-i İslamı tesise ait vazife-i peygamberisini ifaya muvaffak olduktan sonra vasıl-ı ala-yı illiyyin (cennetin en yüce yerine erişen) oldu.''


1930 YILINDA YAYIMLANAN KİTAP
1930 yılında Hazreti Muhammed'i küçük düşürmeye yönelik ifadeleri içeren bir kitap ve yazar hakkında Atatürk'ün, şu açıklamayı yaptığı kaydediliyor: ''Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır.

Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesi'nde en büyük komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır.

Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.''


İslam dininin dünya insanlığı için büyük bir inkılap olduğunu ifade eden Atatürk'ün, Hazreti Muhammed'in vefatının yıldönümü dolayısıyla 1930 yılında yaptığı bir konuşmada da İslam dininin insanlık için bir inkılap oluşunu ve korunması gerektiğini şu cümlelerle açıkladığı kaydediliyor: ''Büyük bir inkılap yaratan Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, bir an evvel onu toprağa tevdi etmek değil yaratmış olduğu inkılâbı emniyet altına almaktı...''


İslam dinini iyi anlayan ve İslam peygamberinin büyüklüğüne, eşsizliğine hayran olan, O'na iftira edilmesine razı olmayan ve izin vermeyen Atatürk'ün dine ve peygamberine karşı olmadığı anlatılan yazıda, Atatürk'ün yanlış ve batıl inanışlar ile dinin istismarına karşı olduğuna işaret ediliyor.  

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
15 Eylül 2008
11:24
Yorumlar :0
 
 
 
 

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

30agustosdh5

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.


TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.


Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.


Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.


1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.
Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.


Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
30 Ağustos 2008
00:51
Yorumlar :0
 
 
 
 

ANILARLA ATATÜRK - HANİ DÜŞMAN YOKTU?

Fotoğraflarla Atatürk'ün hayatı 028 

Atatürk' ün meşhur bir saat hikayesi vardır. Çanakkale' de, göğsünün sol üst cebindeki saate bir kurşun isabet etmişti... Bu fıkranın birkaç türlüsünü dinlemiştim. Fakat şimdi anlatacağım değişik şeklini, bir izci kafilesini Çanakkale Harp Sahası'nı gezmeye götürdüğümüz zaman bize kılavuzluk eden bir jandarma yüzbaşısından ve tam olayın geçtiği "Kemal Yeri"nde dinledim:

Askerlikte aranan en mühim vasıflardan biri, "çabuk karar verme" denilen meziyettir.

Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal, Koca Çimentepe'nin ön kesimindeki dalgalı sırtlara kadar ilerledi. Burada bir gözetleme müfrezesi vazife görüyordu. Komutan, müfreze komutanının yanına sokuldu:

- Yakında düşman var mı? diye sordu.

Teğmen, tereddütsüz cevap verdi:

- Hayır, paşam, yoktur!..

Mustafa Kemal, bu teminat üzerine ayağa kalktı, dürbünle ileri bakmaya başladı. İşte tam bu sırada birkaç tüfek birden patladı ve kurşunlardan biri, Mustafa Kemal' in göğsüne rastladı. Kurşun -bahtiyar bir tesadüfle- göğüs cebindeki büyük saate çarpmıştı.

Mustafa Kemal, haklı bir hiddetle takım komutanına çıkıştı:

- Hani düşman yoktu?!.

Takım komutanı, Anafartalar Kahramanı'na aldırmadı bile. Askerlerine döndü ve yüksek sesle:

- Benim takım, süngü tak, hücum!.. Emrini verdi.

Yere yatmış olan takım, bir anda zemberek gibi boşandı; marş marşla hücuma geçti; az ileride, arazinin dalgalı oluşundan faydalanarak gizlice yakına kadar sokulmuş olan bir keşif mangasını tepeledi ve tekrar eski yerine döndü.

Mustafa Kemal'in hiddeti kalmamıştı. Yattığı yerden bu manzarayı zevkle, gururla seyrediyordu.

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
11 Ağustos 2008
23:38
Yorumlar :0
 
 
 
 

ANILARLA ATATÜRK - HAKİKİ İNSAN

 344as4uj9

 Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.

O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:

- Beni hakikaten sever misiniz?

Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:

- Sevmek ne kelime Ata'm, taparım!

- Peki her dediğimi de yapar mısınız?

- Derhal

Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.

- Öyleyse, al tabancamı, sık kafana...

- "Aman Atam" der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar'dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.

İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:

- Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?

Ruhu şad olsun.

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
09 Ağustos 2008
23:35
Yorumlar :0
 
 
 
 

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm Nerdesin...(Seslidir)

 atatrk031iy2  

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm

Sana Hasret Sana Vurgun Gönlümüz

Neredesin Mavi Gözlüm

Nerde Nerde Nerdesin Dost

Bu Gemi Bu Karadeniz

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm

Nerde Nerde Nerdesin Dost

Ararım İzini Dolmabahçe’den

Bir Daha Dönmezmi Bu Yola Giden

İçimde Sen, Gözümde Sen

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm

Nerde Nerde Nerdesin Dost

Kurban Olam Yürüdüğün Yollara

Kara Peçe Yakışmıyor Kullara

Uyan Bak Bizim Hallara

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm

Nerde Nerde Nerdesin Dost

Bulutlar Terinden, Dağlar Kokundan

Sarhoştur Sevdiğim Mahsuni Bundan

Bir Daha Gel, Gel Samsundan

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm

Nerde Nerde Nerdesin Dost

 image001

Kaynak: Asık Mahzuni Serif

Yöre: Afsin

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
30 Temmuz 2008
23:21
Yorumlar :0
 
 
 
 

Atatürk Diyor ki...

Atatürk Diyor Ki 
Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
30 Temmuz 2008
22:32
Yorumlar :0
 
 
 
 

Atatürk Diyor ki...

D7 
Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
24 Temmuz 2008
22:20
Yorumlar :0